Örnek Ödev Konuları

  Gurbet temasını işleyen şiirlerin derlenmesi ve incelenmesi

·  Mevlânâ'da evrensel sevgi anlayışı ve semâ

·  Okunan bir romanda karakterlerin karşılaştırılması

·  Bestelenmiş beş şiirin tahlili(anlam ve biçim yönünden)

·  Atatürk’ün hayatını şiir ve resimlerle anlatan albüm oluşturma (kronolojik sunum)

·  Atatürk’ün dil ve edebiyatla ilgili görüşleri

·  Ahmet Hamdi Tanpınar ve Evliya Çelebi’de beş şehrin ele alınması,ortak ve farklı yönlerin tespiti

·  Nasreddin Hoca fıkralarından mesajlar

·  Yahya Kemal Beyatlı ve Tevfik Fikret’te İstanbul

·  Güncel Edebiyat dergilerinin tanıtımı

·  Barış Manço’nun şarkı sözlerindeki didaktik unsurlar

·  Şiirlerin resimlendirilmesi

·  Ankara şiirlerinin derlenmesi ve incelenmesi

·  İstanbul şiirlerinin derlenmesi ve incelenmesi

·  Çiçek motifini işleyen şiirlerin derlenmesi ve incelenmesi

·  Herhangi bir şair veya yazar ile yapılacak ropörtaj (grup çalışması)

·  Tabelalardaki imlâ yanlışlıklarının tespiti

·  Okulumuzun web sitesindeki edebiyat sayfasının hazırlanması

·  Türkülerimizin hikâyeleri

·  Şiirlerin hikâyelendirilmesi

·  Şiir antolojisi oluşturma

·  Bir metin üzerinde kelime türlerinin incelenmesi

·  Çevredeki tabelalarda yabancı kelimelerin tespit edilmesi ve fotoğraflanması

·  Medyadaki dil yanlışlıklarının tespit edilmesi

·  Günlük dildeki anlatım bozukluklarının tespit edilmesi

·  Şair ya da yazar biyografisi hazırlatma

·  “Medyada Edebiyat” arşivi hazırlatma

·  Yılın kitaplarını tanıtma

Yorum (yok) Yorum yaz!

GÜZEL SÖZLER

ACI:

1.Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olamazsa,insan da acı çekmeden olgunlaşamaz.
CONFUCIUS
2.En tatlı şarkılar en acı duyguları dile getirenlerdir.
SHELLY
3.Yardıma çağırdığım şey acılardır.Çünkü onlar dosttur ve iyi öğütler verirler.
GOETHE
4.Geçmişteki acılarımıza gülümseyerek baktığımız anda büyümüşüz demektir.
KHIEW
5.Yoksulluk içinde,mutlu anları hatırlamaktan daha büyük bir acı yoktur.
DANTE
6.Büyük bir acı içinde bulunduğumuz zaman,yok olmayı vahşi bir zevkle düşünürüz.
FOUQUET
7.Kendi acımız,bize başkalarınınkini bölüşmeyi öğretir.
GOETHE
8.Acı tanımamış olmak,büyük bir acıdır.
CICERO
9Geçmişte çektiğimiz acılar bize,çekmekte olduğumuzdan daima daha hafif görünür.
ANNUNZIO
10.Acı çekmeyenler,başkalarının acı çekebileceğini akıllarına bile getiremezler.
Samuel JHONSON
AÇLIK:

11.Öyle alçak bir kapıdır ki açlık,geçilmesi zorunlu oldu mu,insan ne kadar büyükse o kadar eğilmek zorundadır.
Victor HUGO
12.Karnı açlardan çok,kalbi açlara acırım.
Cenap ŞAHABETTİN
13.Kral da dilenci de aynı iştahla acıkır.
MONTEIGNE
14.Açlık ne dost,ne akraba,ne insanlık ne de hak tanır.
Daniel DEFOE
ADALET:

15.Adalet güzeldir fakat liderlerde olursa daha da güzel olur.
Hz.MUHAMMED
16.Ülkeler kılıçla alınır;ancak adaletle korunur.
TİMURLENK
17.Adalet,haksız olana haksızlık gibi gelir.Çünkü her insan kendi gözünde suçsuzdur.
Daniel DEFOE
18.Kuvvete dayanmayan adalet güçsüz,adalete dayanmayan kuvvet acımasızdır.
B.PASCAL
19.Adaletin yasalarında bile mutlaka adaletsiz bir taraf vardır.
MOTEİGNE
20.Adalet dünyadan kalkarsa,insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz.
I.KANT
21.Adaletsiz bir ülke mezbahadan başka bir şey değildir.
CLEMENCEAU
22.Geciken adalet adaletsizliktir.
W.S.LANDOR
23.Haksızlığa yönelip bütün insanların senin peşinden gelmesi yerine,adaletli olup yalnız kalman daha iyidir.
M.GANDI,

AFFETMEK:

24.Hiç kimse,affettiği zaman olduğu kadar yükselemez.
GOETHE
25.Başkalarını sık sık affet ama kendini asla
P.SYRUS
26.Düşmanı affetmek,dostu affetmekten daha kolaydır.
D.DELUZY
27.Affetmek ve unutmak iyi insanların intikamıdır.
SCHILLER
28.Affedilmenin verdiği acı kadar kötü bir şey olamaz.
G.MAUPASSANT
29.Zulmedenleri affetmek,suçsuzlara yapılan haksızlıktır.
SADİ
30.Kendini affetmeyen bir insanın bütün hataları affedilebilir.
CONFUCIUS

AĞLAMAK:

31.Birlikte ağlamaktaki tatlılık kadar hiçbir şey kalpleri birbirine bağlamaz.
J.J.RAUSSEAU
32.Ne mutlu diline hakim olana,evi kendisine geniş gelene,yaptığı suçtan pişman olup ağlayana.
HZ.MUHAMMED
33.Ağlamak kadının tuzağıdır.
MEVLANA
34.Ne hikmettir şu dünyaya,gelen ağlar giden ağlar.
SEYRANİ
35.Ağlayanlar bir gün güler,gamlanma gönül gamlanma.
KARACAOĞLAN

AHLAK:

36.Hiçbir savaş yoktur ki,savaş esaslarına dayanmadan ilerleyebilsin.
M. Kemal ATATÜK
37.Ahlak bir insanın sevmediği bir insana karşı kurduğu otoritedir.
Oscar WİLDE
38.Milletler parasızlıktan değil ahlaksızlıktan çökerler.
CICERO
39.Kötü ahlaklı insan kırılmış saksı gibidir,ne saksıdır ne de çamur.
Vehb Bin MÜNEBBİH
40.Çağımızın ahlaksızlığından neden şikayet ediyorsunuz ki ?Siz ahlaklı olun itibarınız yükselsin.
GOETHE
41.Ahlaksızlık,ahlakın mevcut olmasının nedenidir.
Anatole FRANCE
42.Ahlak ve erdemden yoksun kimse,bir çuval çamurdan daha değersizdir.
LAEDRİ

AKIL:

43.Akıllı adam,aklını kullanır;daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır.
Bernard SHAW
44.Akıl,yeryüzünden kalksa bile kimse akılsız olduğunu kabul etmez
SADİ
45.Akıllı bir kafa,daima,ona haksız olduğunu kanıtlayan üç budala bulur.
N.CYBULSKİ
46.Doğru işlemeyen akıl keskinmiş neye yarar,saatin iyiliği koşmasında değil doğru gidişindedir.
VAUVENARGUES
47.Bizce aklı başında adam yalnız bizim gibi düşünendir.
La ROCHEFOUCALD
48.Önemli olan akıllı olmak değil,aklı yerinde ve zamanında kullanmaktır.
DESCARTES
49.Aptal,kendisinin akıllı olduğunu zanneder;akıllı adam ise kendisinin aptal olduğunu bilir.
SHAKESPEARE
50.Daha akıllı olmaya çalışmayanlar,gerçekten ahmak ve cahil kimselerdir.
EFLATUN
51.Aklından nasibini almayanlarla geçinebilmek aklın zaferidir.
VOLTAIRE
52.Aklıyla övünen kişi,hücresinin genişliğiyle gururlanan mahkuma benzer.
Simon WEIL
53.Akılsızlar,hırsızların en zararlılarıdır.Zamanınızı,neşenizi ve mutluluğunuzu çalarlar.
GOETHE
54.Her zaman aklımızın ardı sıra gidelim,diğerlerinin takdiri de canı isterse ardımızdan gelsin.
MONTAİGNE

ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK:

55.Aşırı alçakgönüllülüğün de gurur gibi kendine has tehlikeleri vardır.
J.J.ROUSSEAU
56.Övülmek isterseniz alçakgönüllülüğü yem olarak kullanın.
Lord CHESTERFIELD
57.Büyük başarılar kişiyi aptallaştırmadığı takdirde kişi alçakgönüllü olur.
ALAIN

ALDATMA:

58.Eğer erkekler karılarını aldatmanın yolunu bilmeseydi dünyada verem olmayan kadın kalmazdı.
H.Rahmi GÜRPINAR
59.İnsan başkalarını aldatma alıştırmasını önce kendinde yapmalı.
Refik Halit KARAY
60.Biri sizi bir kez aldatırsa suç onundur.İkinci bir kez aldanırsanız bilin ki suç sizindir.
Sarah BERNHARDT
gazeteler
61.Kurnazlıkların en incesi,bize kurulan tuzaklara düşer gibi görünmeyi iyi bilmektir.
La ROCHEFOUCAULD

ALIŞKANLIK:

62.Alışkanlıkların zincirleri,önce duyulmayacak kadar hafif,sonra kırılmayacak kadar güçlü olur.
Benjamin DISRAELİ
63.Mademki alışkanlıklar,hayatımızın en ileri gelen hakimleridir,öyleyse ne yapıp edip iyi birini edinmeye çalışmalıyız.
BACON


AMAÇ:

64.Hayatta en zor şey,amaçsız insanlarla yaşama zorunluluğudur.
Cenap ŞAHABETTİN
65.Gideceği limanı bilmeyene hiçbir rüzgardan yardım gelmez.
MONTAIGNE
66.Amacını genellikle gözünün önünde bulundur,tek tek şeylerde ise duruma uy.
GOETHE
67.Nereye gittiğini bilen insana yol vermek için,dünya durup kenara çekilir ve ona yol verir.
D.STARR

ANNE:

68.Çocuğum beni öldürmeye kalkışsa ,ilk acım onun hapislerde çürüyeceği olur.
SERHAT KESTEL
69.Bir anne çocuklarının artık, çocuk olmadığını asla fark edemez.
HALBROOK
70.Annelik sanatının ilk şartı çocuk uyuduktan sonra uyumaktır.
A.FRANCE
71.Başarısızlık ve büyük zararlara rağmen,hayata karşı güvenlerini sonuna kadar saklayabilen iyimser insanlar,daha çok iyi bir anne tarafından büyütülmüş olanlardır.
Andre MAOROIS
72.Büyük başarılar değerli annelerin yetiştirdikleri seçkin çocuklar sayesinde olmuştur
ATATÜRK
73.Bir anne yüreği,dibinde daima af bulunan bir uçurumdur.
BALZAC

ANLAMAK:

74.Az anlamak ters anlamaktan iyidir.
SWEIG
75.Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
CONFUCIUS
76.Bu dünyaya anlaşılmak için değil,anlamak için geldik.Anlaşılamamanın üzüntüsünü
duyacağımız yerde,bütün ruhumuzla başkalarını anlamaya çalışsak hayat ne kadar gü-
zel olurdu.
E.RENAN

APTALLIK:

77.Konuşup da aptallığınızı belli etmektense susup akıllı sanılmak daha iyidir.
Abraham LINCOLN
78.Kendini akıllı sananlar kadar,dünyada aptal yoktur.
SENECA
79.Aptallık yüzünden namuslu olan pek çok insan vardır.
DOSTOYEVSKİ
80.Aptal görünmeye cesaret etmek büyük bir akıllılıktır.
Andre GIDE

ARAŞTIRMA:

81.Aradığını bilmeyen bulduğunu anlayamaz.
C.BERNARD

ARKADAŞLIK:

82.Arkadaşınızın evine sık sık gidin;çünkü kullanılmayan yolu çalılar bürür.
EMERSON
83.Hatalarımızı zamanında söyleyecek arkadaş gereklidir.
BOILEAU
84.Gerçek arkadaş sağlık gibidir,değeri o yok olunca anlaşılır.
CERVANTES
85.Anne ve babamızı kader tayin eder,dostlarımızı ise kendimiz.
J.DELISLE
86.Arkadaşlık kuvvetli bir bağdır.İhtiyaç olunca başvurulmazsa ömür boyu sürer.
Mark TWAIN
87.Yeterince dikkatli olup da dostlarımızın yalnızca bize uyan yanlarıyla ilgilensek ve geri kalan yanlarıyla uğraşmasak dostluklar daha dayanıklı ve daha sürekli olurdu.
GOETHE

ASALET:
88.Asalet sahibi kişi,verilenin değerine değil,verilişine önem verir.
PLUTARKHOS
89.Babadan gelen asalet insanın çalışma isteğini kırar.
BACON

AŞK:

90.Aşk,karşılıklı geçip birbirlerinin gözünün içine bakmak değil,el ele verip ileride aynı noktaya bakmak ve yine el ele o noktaya doğru ilerlemektir.
Saint-EXUPERY
91.Sıradan bir kadın nazarında,her erkek daima erkektir;ama kalbinde sevgi olan bir kadın için,aşığından başka erkek yoktur.
J.J.ROUSSEAU
92.Aşk,ovaları kaplamış olan çok büyük ordulara benzer.Daha dün bütün görkemiyle orada dururken bugün bakarız,yerinde yeller eser.
MONTHERLAND
93.İlk aşk,devrimden farksızdır;hiç değişiklik olmadan sürüp giden hayat bir anda darmadağın oluverir.
TURGENYEV
94.Hayatın ihtiyarlık çağında olduğu gibi aşkında ihtiyarlığında,artık zevkler için değil acılar için yaşanır.
La ROCHEFOUCAULD
95.Aşk,bir ideale ulaşabilmek için ruhun kanatlanmasıdır.
MOUPASSANT
96.Gerçek aşk,daima kişisel yarar duygusundan vazgeçme temeli üzerinde yükselir.
TOLSTOY
97.Aşk,insan türünü sürdürmek için bireye kurulmuş tuzaktan başka bir şey değildir.
SCHOPENHAUER
98.Aşk dediğimiz şey,arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir.
MONTAIGNE
99.Aşk,ancak ondan kaçmakla yenilebilir.
FENELON
100.Nasıl kafa sayısı kadar düşünce varsa ,kalp sayısı kadar da aşk çeşidi vardır.
TOLSTOY
101.Erkekler,her zaman bir kadının ilk sevgilisi olmak isterler.Kadınların isteği ise bir erkeğin son sevgilisi olabilmektir.
Oscar WİLDE
102.Aşk dostluğu,dostluk aşkı yok eder.
La BRUYERE
103.Aşk,bir kez ayaklar altında çiğnendikten sonra bir daha doğrulamayacak kadar nazik bir çiçektir.
George SAND
104.Aşık elinde ne yoksa onu ister,elinde olanı istemez.
PLAUTUS
105.Yüz kişinin içinde aşık,gökyüzünde yıldızlar arasında parıldayan ay gibi belli olur.
MEVLANA
106.İnsanlar sevildiğini sandıkları için aşık olur.
ALAIN
107.Milyoner kasasını,hırsız mahzenini,filozof kitabını ve aşık kalbini aynı heyecan ve korkuyla açar.
Cemil Sena ONGUN
108.Aşk herkesi eşit kılar
CERVANTES
109.Aşk büyüktür ama sonsuz değildir.
BALZAC
110.Aşk,davaya benzer,acı çekmek de şahide;şahidin yoksa davayı kazanamazsın.
MEVLANA
111.Aşk,çılgınlık değilse aşk değildir
BARCA
112.Aşk,aleyhine binlerce şey söylenir ama insanoğlu yine de onsuz yapamaz.
Peyami SAFA
113.Fakirlik kapıdan girince aşk kapıdan çıkar.
Thomas FULLER
114.Aşk,küçük aşkları azaltıp büyükleri artırır,tıpkı rüzgarın mumları söndürüp ateşi tutuşturması gibi.
La ROCHEFOUCAULD
115.Aşk,kulübeyi altından bir saraya benzetir.
HOLTY
116.Aşk,utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır.
MONTAİGNE
117.Kısa ayrılıklar aşkı canlandırır,uzun ayrılıklar ise aşkı öldürür.
MIRABEEN
118.Aşkta erkeğin zaferi kaçmaktır.
NAPOLEON
119.Ne güzel bir ceza evi vardır ne de çirkin bir aşk.
RABUTIN
120.Büyük aşklara tutulmuş olanlar,kendilerine geldiklerinde bütün ömürlerince hem memnun hem de pişman olurlar.
La ROCHEFOUCAULD
121.Aşk,gözle değil ruhla görür.
SHAKESPEARE
122.Ey aşk,güzel ve kısasın!
SCHILLER
123.Aşkın bulunduğu yerde hiçbir şey can sıkıcı ve bayağı değildir.
A.SMITH


AYNA:

124.Güzel yüz aynaya aşıktır.
MEVLANA

125.Hiç bir güzel kadın yoktur ki aynanın karşısına geçip sırıtıp durmasın.
SHAKESPEARE
126.Tek ayna bulunmamıştır ki kadına:Sende iş kalmadı.desin.
R.H.KARAY

AYRILIK:

127.Ayrılık içinde,insanın gözünü açıp kapayıncaya kadar geçen zaman bir yıl gibi gelir
MEVLANA
128.Bir gün nasıl olsa ayrılacağız;fakat yaşarken ayrılmayalım.
Melih ÖZER
129.İnsanların birbirlerini tanımaları için en iyi zaman ayrılmalarına yakın zamandır.
DOSTOYEVSKİ
130.Ayrılık,tatmin edilemeyen aşkı artırır.
VOLTAIRE

131.Başarı,kişinin başlangıç noktası ile ulaştığı yer arasındaki farktır.
Sweet Marden

132.İnsan yaşadıkça anlıyor ki ,kendi kayığını kendin çekmezsen bir yerlere gidemiyorsun.
Kaherine Hepburn
133.Vapurlar, yelkenlileri denizlerden kovdular.Çünkü onlar rüzgar olsa da olmasa da olmasa da ileriye gidiyor.Vapur kendisini öne iten gücü içinde taşıyor.Hiçbir fırtına onu yolundan çeviremiyor.Onun dışarıdan kuvvete ihtiyacı yok

134.Nereye gittiğini bilen adama bütün dünya yol verir.

135.Haksızlığa sapıp bütün insanların seninle beraber olmasını sağlamaktansa ;adaletle hareket edip ,tek başına kalmak daha iyidir.
136.Sihir yok, yalnızca sihirbazlar vardır.
137.insan inandığı şeydir.
138.Bir şey başarabilenler genellikle yüzde bin haklı olduklarına inanlardır.
139.Yürekten ilerle.Yürekten ilerlemezsen, onsuz ilerlersin.
140.müthiş bir adanmışlık yoksa muhteşem bir zafer de yoktur.
141.dünya üzerinde en güçlü silah ateşlenmiş insan ruhudur.
142.birkaç sineğin ısırması yarışı kazanmaya azmetmiş bir atı durduramaz.
143.bütün düşüncelerinizi elinizde yapmakta olduğunuz işin üzerine odaklayın.Güneş ışınları bir noktaya odaklanmadan önce orayı tutuşturmaz.
144.Başarının ilk kuralı konsantrasyondur.Bütün enerjiyi bir noktaya yönlendirip etrafa bakmadan o noktaya kilitlenmek gerekir.
145.Fikir bir benzin gibidir.Çok kişide benzin vardır.Fakat onu bir motora koyup çalıştırabilecek girişim,alevlendirecek kibrit yoktur.
146.Korku kimi zaman topuklarımıza kanat takar, kimi zaman da ayaklarımızı yere çiviler.
147.Korku gelecek bir kötülüğü beklemenin adıdır.
148.yokuş aşağı gitmek kolaydır ;ama güzel manzara tepeden seyredilebilir.
149.açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez.
150.yeteneklerini gizleme ,onlar kullanılmak içindir.bir şemsiye gölgede ne işe yarar.
151.Ben bilmediğimi bildiğim için diğer insanlardan akıllıyım (Sokrates)
152.Aklın süsü dil ; dilin süsü sözdür.
İnsanın süsü yüz;yüzün süsü gözdür. (Yusuf Has Hacip / Kutadgu Bilig )
153.Toprak, uğrunda ölen varsa vatandır.
154.Mutluluk denilen şey o kadar çok parçanın birleşiminden oluşmuştur ki her zaman için bir parçasını yanlış bir yere yerleştiririz.
155.Fukaraya, evine hırsız girdi, demişler.Üzerine kilitleyin kapıyı açlıktan ölsün ,demiş.
156 İyi bir ata gücünden dolayı değil huyundan dolayı değer verilir.
157.Hata edip de düzeltmemek İşte asıl hata budur.
158.Zihin fukara olunca fikir ukala olur.
159.Küçük kafalar kişileri, orta kafalar olayları ,büyük kafalar ise fikirleri konuşur.
160.Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır.
161.Bir önyargıyı ortadan kaldırmak bir atomu parçalamaktan daha zordur.
162.Irmaklarla kayanın savaşını hep ırmak kazanır;ama güçlü olduğundan değil sabretmesini bildiğindendir.
163.İnsanlar kıyafetleriyle karşılanırlar bilgileriyle ağırlanırlar, konuşmalarıyla uğurlanırlar.
164.Geçmişleriyle övünenler patateslerdir onların da en iyi kısımları toprağın altında kalmıştır.
165.Herkes tarafından sevilen biri olmaktansa güvenilir biri olmayı tercih ederim.
166.Bir amaca bağlanmayan ruh yolunu kaybeder ;çünkü her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır.
167.Bana benden olur her ne olursa ;başım rahat olur dilim durursa
168.Zamanın değerini yapacak işi olan bilir.
169.İki şey akıl hafifliğini gösterir:Söylenecek yerde susmak, susulacak yerde söylemek.
170.En iyi yönetim kendi kendimizi yönetmeyi bize öğretebilecek yönetimdir.
171.Ümit, insanın kendi ruhunu keşfetmesi ve ondaki iktidarı sezmesinden ibarettir.
172.Çok yaprak az meyve bu doğanın yasasıdır.Çok söz az iş bu da insanın hatasıdır.
173.Ümitle açılıp kazançla kapanan kitap iyi bir kitaptır.
174.Sevilmeyen yol kalabalıkken bile ıssızdır.
175.Sözü altın olanların susuşu intihardır
176.Hayatta yokluk da bolluk da arkadaşları birbirinden ayırır.
177.Para insan avlamak için çok iyi bir yemdir.
178.İnsan neşeyi elden bırakmazsa her musibetin üstesinden gelir.
179.İyiliği yalnız iyiler anlar kötülüğü herkes anlar.
180.Zirvede yılana da kartala de rastlarsınız ancak biri sürünerek diğeri ise uçarak çıkmıştır oraya.
181.Zenginlik kullanılacak bir silahtır ancak asla tapılacak bir mabet olamaz.
182.Işığı önüne al yürü gölgen arkadan ister gelsin ister gelmesin.
183.Suyu düşünmekle susuzluğu gideremez ,ateşi düşünmekle de ısınamazsınız.
184.İlim servetten üstündür ;çünkü serveti sen korursun ,ilim seni korur.
185.Sürekli arkanıza bakarsanız önünüzde duranlar hakkında karar veremezsiniz.
186.Babanın gizlediği şey oğulda ortaya çıkar.
187.Neyin hakkından gelinmez kafa istekle birleşir birleşmez.
188.Dün ile bugün arasında kavga çıkarırsak yarını kaybederiz.
189.En iğrenç yalan gözyaşı şekline girendir.
190.En çabuk kuruyan şey gözyaşıdır.
191.Her bildiğini söyleme ama her söylediğini bil.
192.Kimse duymak istemeyenler kadar sağır değildir.
193.İster mermi kullansın ister oy pusulası insan iyi nişan almalı kuklayı değil kuklacıyı vurmalı.
194.Tarih devamlı bir başlangıçtır.
195.Akıllının uzun kulakları ,kısa dili vardır.
196.Çok yumuşak davranmak çok sert davranmak kadar kötüdür.
197.Hedefsiz bir gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez.
198.Yarın yorgun insanların değil rahatına kıyan insanlarındır.
199.İnsan iki şeyle kendini ihtiyarlıktan kurtarır:Biri iyi iş diğeri iyi söz.
200.Düşmeden öğrenmek zaman kaybetmektir.
201.İnsan bir şeyi ciddi olarak istemeyegörsün hiçbir şey erişilemeyecek kadar yüksekte değildir.
202.Para iyi bir hizmetkar kötü bir efendidir.
203.Kimi insanlar odaya girdiğinde aydınlatır kimisi çıktığında
204.Öğrenmenin sonsuzluğu insanın ne kadar az bildiğini gösterir.
205.Gereksiz küçük harcamalardan sakının küçük bir delik kocaman gemiyi batırmaya yeter.
206.İnsan iyi doğar onu kötü yapan toplumdur.
207.Komşunu sev ;ama aradaki bahçe duvarını asla kaldırma.
208.Başkaları gibi düşünürsek başkalarına benzeriz.
209.Karanlığa söveceğine kalk bir mum yak.

Yorum (yok) Yorum yaz!

DEYİMLERİN ÖYKÜSÜ

AVUCUNU YALA

(‘Beklediğin olmadı; umduğunu bulamadın’ anlamında kullanılan bir deyim.)

Bu deyim, kışın karlı ve soğuk havalarda inine kapanarak, tabanlarının altını yalamak suretiyle karın doyurmaya uğraşan ayıların hareketinden alınmadır.

Çünkü ayılar kışın arasa da yiyecek bulamaz hareket edecek olsa da, boşuna enerji tüketmiş olur. Bunu iyi bilen ayılar kış uykusuna yatar. Ayağını yalamakla yetinir yazın gelmesini bekler. Başka yapacak bir şeyi yoktur.

 

AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI

(Bir zorluğu çözümlerken, bir engeli ortadan kaldırmaya çalışırken bazen hiç beklenmedik sürpriz olaylar çıkar ve daha büyük engeller karşınıza dikilir. Böyle durumlarda bu deyim kullanılır.)

Deyimin öyküsü Osmanlı tarihine dayanır. Yavuz Sultan Selimin Yemen’i Osmanlı topraklarına katmasından bir süre sonra Yemen’de isyan çıkmış, uzun uğraşmalar sonunda Yemen Fatihi Sinan Paşa duruma hakim olmuş; Yemen bundan sonra 400 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmıştı.

Söylentiye göre Sinan Paşanın askerleri bir gün çölde konaklamış. Yemek pişirmek üzere hasır torbalar içindeki mısır pirinçlerini yere serdikleri büyük bir çadırın üstüne dökmüş ve taşlarını ayıklamaya başlamışlar.

Bu sırada bir fırtına çıkmış ve rüzgarın savurduğu bir kum bulutu pirinçlerin üstüne inerek, ufak bir tümsek halinde yığılmış.

Kumların altında kalan pirinçlere bakakalan yeniçeriler arasından şakacı bir asker, arkadaşlarına:

-Biz Allah’ın nimetini taşlı diye beğenmiyorduk, bizim gibi günahkar kullara üç beş taş az bile gelir. Asıl şimdi ayıklayın bakalım pirincin taşını. Ulu tanrımız, Kabe’ye hücum eden fil sahiplerinin başına ebabil kuşlarından taş yağdırmıştı. Bizim başımıza da daha büyük taş yağdırmadan hemen tövbe edelim, diyerek arkadaşlarını güldürmüş.

ÇİZMEDEN YUKARI ÇIKMAK

(Bilmediği işe, yetkisi dışındaki konuya karışmak anlamında bir deyim.)

19.yüzyılda, Fransız ressamlarından Delacroix Paris’te bir resim sergisi açmıştı. Sergiyi gezenlerden bir kişi, büyükçe bir şövalye tablosunun önünde uzun süre durarak, yakından uzaktan ciddi ciddi seyreder, beğenmediğini belirten bir biçimde de başını sallarmış. Bu durum ilgisini çeken ressam yanına gelerek sormuş.

-Bu tablo ile çok ilgilendiğiniz belli oluyor.

-Evet demiş adam. Şövalyenin çizmesindeki körük kıvrımlarında hatalar var.

-Pekiyi nasıl anladınız, işiniz bu mu?

-Ben kunduracıyım, çizme dikerim. deyince ressam hemen tuvalini ve boyalarını getirerek adamın söylediği biçimde çizmeyi düzeltmiş ve gerçekten daha iyi olduğunu görmekten memnun olarak adama teşekkür etmiş. Fakat adam yine tablonun başından ayrılmadan, bu kez de şövalyenin pantolonunda ve kemerinde de hatalar olduğunu belirtince bu çok bilmişliğe dayanamayan ressam,

-Bak dostum demiş, sen kunduracısın, çizmeden yukarı çıkma!

ÇAM DEVİRMEK , POT KIRMAK

(Başkalarını kızdıracak, üzecek, gereksiz, münasebetsiz söz söyleme anlamında bir deyim.)

Zengin bir adamın, Göztepe Erenköy taraflarında, sekiz on dönüm bahçeli, büyük bir köşkü varmış.

Adam bu bahçenin bir köşesine bir bina daha yaptırmaya karar vermiş.

Eski binalar hep ahşap yapıldığı için, gereken keresteyi tomruk halinde getirtmiş ve inşaat yaptıracağı yere istif ettirmiş.

Bu tomrukların içinde çam, gürgen, meşe ve ceviz ağaçları da bulunuyormuş. Sayfiye mevsimi olmadığı için Nişantaşı’ndaki konağında oturan zengin adam bir sabah, köşküne gitmiş ve köşkün saf bekçisine emir vermiş:

-Bir hızarcı bul, bahçedeki ağaçların arasındaki çamları biçtir, tahta ve kalas yaptır demiş.

Saf uşak da efendisinin emri üzerine hızarcıları bulmuş. Çam tomrukları yerine, köşkün bahçesinde ne kadar kıymetli çam ağacı varsa kestirip devirmiş. Bu akılsız uşağın adı, çam deviren uşak kalmış.

 

DEVLET KUŞU KONMAK

(Deyimin kullanıldığı söz gelişi: Beklenmeyen, büyük, önemli kısmet; şans.)

Bir rivayete göre, vaktiyle İran’da hükümdarlar öldüğü zaman, bütün şehir halkı sarayın önündeki meydanda toplanırmış. Sarayın balkonundan, adına devlet kuşu denilen bir kuş uçurulur, kimin başına konarsa, o adam ülkeye hükümdar olurmuş.

Gerçi tarihte, gerek İsa’dan önce İran’da yaşayan Medler ve Persler, gerek İsa’dan sonra yaşayan kavimler zamanında, böyle garip bir yolla hükümdar seçildiğini gösterir bir kayıt yoktur; üstelik böyle bir seçim yapılmış olması, mantığa da uygun düşmemektedir. Ama hak etmediği yerlere, şans eseri gelenler için, ‘başına devlet kuşu kondu’ denmesi, yukarıda sözü edilen masaldan gelmiş olsa, yerinde ve anlamlı bir sözdür

Yorum (yok) Yorum yaz!

Deyimler -I-İ-

I
Icığını cıcığını çıkarmak: 1. Her yanını ellemek, didiklemek. 2. Bir meseleyi en ince ayrıntılarına kadar soruşturmak, incelemek."İyice ıcığını cıcığını çıkardınız meselenin."
Ikınıp sıkınmak: Bir işi yapabilmek için kendini çok zorlamak."Ikınıp sıkındı ama bir çare bulamadı."
Isıtıp ısıtıp önüne koymak: Daha önce meydana gelmiş bir olayı ya da bir işi bir düşünceyi yeniden, sık sık tekrarlamak.
Iska geçmek: 1. Hedefe isabet ettirememek, vuramamak. 2. Üzerinde durmamak, önem vermemek, atlamak."Bu sefer de ıska geçersen kaybedeceksin."
Iskartaya çıkarmak: İşi yaramaz, değersiz bularak bir yana atmak."Beni hiç kimse ıskartaya çıkaramaz."
Işığı altında: Bir durum veya düşüncenin konuyu aydınlatmasından yararlanarak, onu göz önünde tutarak.
Işık tutmak: 1. Karanlık bir yeri ışıkla aydınlatmak. 2. Bilgisiyle, düşüncesiyle bir konuya açıklık getirmek, tutacağı yolu göstermek."Kutlu Peygamber hemen her konuda ışık tutardı çevresindeki insanlara."
İ
İbret almak: Kötü bir olaydan etkilenerek ders almak."Görmesini bilseydi ibret alırdı her hâlde."
İcabına bakmak: 1. Gereğini yerine getirmek. 2. Yok etmek, ortadan kaldırmak."O adamın icabına bakarız, merak etme sen."
İç çekmek: Üzüntüyle göğüs geçirmek, derin derin soluk alıp hıçkırıkla ağlamak."Yavrucağın iç çekişi dayanılır gibi değildi."
İç etmek: Eline geçen bir şeyi sahibine bildirmeden kendisine mal etmek, ortadan kaldırıp kimseye göstermemek."Babasına bildirmeden o kadar parayı iç etmiş."
İç gıcıklamak: 1. Huylandırmak. 2. İstek uyandırmak.
İçi açılmak: Sıkıntısı dağılıp gitmek, ferahlamak."Denizi, kuşları, ağaçları seyre dalarım, böylelikle içim açılır, rahatlarım."
İçi cız etmek: Ansızın içi sızlamak, çok üzülmek."O zavallı ihtiyarı birden bire karşımda görünce içim cız etti."
İçi çekmek: Canı arzu etmek, istek duymak.
İçi çıfıt çarşısı: 1. Başkaları için daima art niyet besleyen, içinden türlü kötülükler geçiren. 2. Çok karışık.
İçi dışı bir: İkircikli olmayan, iki yüzlü davranmayan, düşündüğünü açıkça söyleyen, özü sözü bir olan."İçi dışı bir olan insanlara her zaman güvenebiliriz."
İçi dışına çıkmak: 1. Kusmaktan ötürü çok fena olmak. 2. Bindiği taşıtın çok sarsılması yüzünden bedenî rahatsızlık duymak.
İçi erimek: Kaygı duymak, çok üzülmek.
İçi geçmek: 1. İstemediği hâlde uyuya kalmak. 2. İşe yaramaz duruma gelmek. 3. Yaşlılıktan, zayıflıktan gücü azalmış olmak; hiçbir şeye ilgi duymamak."O artık içi geçmiş bir ihtiyardır."
İçi gitmek: Çok fazla istek duymak."Vitrindeki kızarmış tavuklara içim gidiyordu ama param olmadığı için alıp yiyemiyordum."
İçi içine sığmamak: Çok heyecanlanmak, coşkunluk duymak ve sevincini belli etmekten kendini alamamak."Annemi karşımda görünce ne yapacağımı şaşırdım, içim içime sığmıyordu, koşup boynuna sarıldım."
İçi kabarmak (kalkmak): 1. Midesi bulanmak. 2. Duygulanıp heyecanlanmak. 3. Taşkın bir ağlama duygusu içinde olmak."Ne berbat bir koku, içimiz kabarmadan kalkalım buradan."
İçi kan ağlamak: İçten, büyük bir üzüntü duymak; dıştan belli etmeyerek çok acımak."Çocuğunun yüzüne bakarken içim kan ağlıyordu."
İçi kazınmak: Çok acıktığından ötürü midesinde eziklik duymak."Sabahtan beri açtı, içi kazınıyor ama belli etmemeye çalışıyordu."
İçinden gülmek: Birisine sezdirmeden içten içe gülmek, eğlenmek.
İçinden okumak: 1. Dudaklarını kıpırdatmadan, hiç ses çıkarmadan okumak. 2. Ses çıkarmadan sövmek, beddua etmek."Hikâyeyi şimdi de içinizden okuyacaksınız."
İçinden pazarlıklı: Sinsi, yapacağı kötülükleri sezdirmeyen."Senin gibi içten pazarlıklı adamlarla iş yapmam ben."
İçine atmak: 1. Derdini, sıkıntısını kimseye söylememek. 2. Kendisine yapılan kötülüğe karşı sesini çıkarmamakla beraber, bunu unutmamak."O her şeyi içine atar, bir gün kanser olacak diye korkuyorum."
İçine dert olmak: Yapmak istediği bir şeyi yapamadığı için kaygılanıp üzüntü duymak."Hastahanedeki arkadaşımı ziyarete bir türlü gidemedim, bu da içime dert oldu."
İçine doğmak: Malûm olmak, bir işin olduğunu ya da olacağını sezinlemek, tahmin etmek."Onun bize geleceği sanki içime doğmuştu."
İçine işlemek: Duygulanmak, etkilenmek, dokunmak."Babamın o etkili sözleri âdeta içime işlemişti sanki."
İçine çekilmek (kapanmak): Duygularını kimseye açmamak, çevresindeki kişilerle ilişkisini kesmek, yalnızlığa gömülmek."Kardeşinin ölümünden sonra içine çekildi, kimseyle görüşmüyor."
İçine kurt düşmek: Kuşkulanmak, kendisine zarar geleceğinden şüphe etmek."Tilkiyi civarda dolaşırken gördüğü andan itibaren içine kurt düşmüştü."
İçine sindirmek: Benimsemek, iyice kabul etmek.
İçine sinmemek: 1. İçi rahat etmemek, yaptığı şeyden memnun olmamak. 2. İstediği gibi olmadığı için rahatlık, mutluluk duymamak; tadına varamamak."İşi bitirdim ama hiç de içime sinmedi."
İçine sokacağı gelmek: Birini aşırı ölçüde, çok sevmek.
İçine yedirememek: Benimsememek, kabul edememek.
İçini dökmek: Dertlerini, sıkıntılarını, üzüntülerini anlatmak."Şu koca dünyada içimi dökecek bir insan bulamadım."
İçini kemirmek: Bir üzüntü ve düşünce dolayısıyla rahatsızlık duymak."İçini kemiren bu düşünceden kurtulmak istiyordu."
İçini (bir) kurt yemek: Sürekli olarak bir kaygı içinde olmak.
İçi parçalanmak (paralanmak): Birine acıyarak çok üzülmek."Onun bu hâlini gördükçe içim parçalanıyor."
İçi rahat etmek: Endişelenecek bir durum bulunmadığını öğrenerek sıkıntıdan kurtulmak, rahatlamak."Ne yapayım, ben anneyim, onlar sağ salim dönerlerse içim rahat edecektir ancak."
İçi sızlamak: Bir şey veya kişinin içine düştüğü durum sebebiyle üzülmek.
İçi titremek: 1. Çok üşümek. 2. Çok istek duymak. 3. Bir zarar gelecek korkusu içinde bulunmak."Hava iyice soğudu, içim titremeye başladı, haydi içeri girelim."
İçi yanmak: 1. Çok susamak. 2. Büyük bir acı sebebiyle çok fazla üzülmek."Sanki yalnız onun içi yanıyordu."
İçler acısı: Oldukça üzücü, çok acıklı.
İçli dışlı olmak: Teklifsiz, çok samimi, sıkı fıkı, senli benli olmak."Biz Fatma`yla iyice içli dışlı olduk."
İçtikleri su ayrı gitmemek: Sıkı fıkı dost, samimi arkadaş olmak; birbirlerinden saklayacakları bir şeyleri bulunmamak.
İdare etmek: 1. Yönetmek, çekip çevirmek. 2. Tutumlu olmak, kullanmak. 3. Elvermek, yetmek, yetişmek, korumak, kurtarmak. 4. Hoş görmek, göz yummak. 5. Örtbas etmek."Bu ayakkabıyı bu fiyata veremem, çünkü idare etmez."
İfade vermek: Sorguya cevap vermek.
İflâhını kesmek: Gücünü tamamiyle yok edip bir daha karşı koyamayacak, düzelemeyecek, iş yapamayacak duruma getirmek."Ben adamın iflâhını keserim, anladın mı?"
İfrit olmak: Çok öfkelenmek; aşırı ölçüde, kendini kaybedecek kadar sinirlenip kızmak."İfrit oluyorum şu adamın hareketlerine."
İğne atsan yere düşmez: Çok kalabalık, yürünecek gibi değil.
İğne ile kuyu kazmak: Zor denecek bir işi yetersiz araç ve gereçlerle başarmaya çalışmak.
İğne ipliğe dönmek: Aşırı derecede zayıflamak, kilo vermek."O iri yarı adam hapisten çıktı ki iğne ipliğe dönmüş."
İğneli söz: Dokunaklı, kırıcı, üzücü söz."O iğneli sözlere ben bile dayanamazdım doğrusu."
İki ahbap çavuşlar: Hemen her yerde birlikte görülen, birbirlerinden ayrılmayan iki arkadaş, dost.
İki arada bir derede (kalmak): Sıkışık, zor şartlar altında (kalmak).
İki ayağını bir pabuca sokmak: Bir kimseyi, bir işi yapması için zorlamak, sıkıntıya sokmak.
İki cami arasında kalmış beynamaza dönmek: İki yoldan hangisini tutacağını; şöyle mi, böyle mi yapacağını bilememek; şaşırıp bir şey yapamaz olmak.
İki cihanda yüzü ak olmak: Doğru ve faziletli yaşayıp dünya ve ahrette mükâfat görmek.
İki çift söz etmek: Bir araya gelip birkaç söz söylemek."Ne zamandır seninle bir araya gelip de iki çift söz edemedik."
İki eli kanda olsa: Ne kadar önemli olursa olsun, elindeki iş hiç bırakılamayacak derecede olsa bile."Söyleyin ona, iki eli kanda olsa da durmasın gelsin."
İki eli (birinin) yakasında olmak: Ahrette, hesap gününde ondan davacı olmak; hakkını istemek.
İki gözü iki çeşme: Sürekli, çok ağlayarak."Kadıncağız iki gözü iki çeşme ağlayıp duruyormuş."
İkili oynamak: Birbirine karşı olanlardan hem birini, hem ötekini çıkarı için destelemek."Sendika başkanı ikili oynuyormuş."
İki paralık etmek: Değerini, onurunu çok düşürmek."Seni arlanmaz utanmaz seni, beni iki paralık ettin, senin yüzünden topluma çıkamaz oldum!"
İki rahmetten biri: Ağır hasta olan birisi için "ya şifa, ya ölüm" anlamında kullanılır.
İki sözü bir araya getirememek: Düşüncelerini, duygularını düzgün bir biçimde anlatamamak, güzel konuşma becerisinden yoksun olmak.
İki yakası bir araya gelmemek: Geçim sıkıntısı içinde olmak ve borçtan kurtulamamak, gelir ve giderini denkleştirememek."Bilmiyorum ne zaman iki yakamız bir araya gelecek."
İleri geri konuşmak: Yersiz, kırıcı, yaralayıcı biçimde konuşmak.
İleri gitmek: Söz ve davranışta ölçü dışına çıkmak; gereksiz, aşırı davranışta bulunmak ve haddi aşmak."O saygısız adamın daha fazla ileri gitmesine fırsat verilmemelidir."
İlk göz ağrısı: 1. İlk doğan çocuk. 2. İlk sevgili.
İmana gelmek: 1. Hak dini olan İslâm`ı kabul etmek. 2. En sonunda doğruyu söylemek. 3. Önceden kabul etmediği şeyi sonradan kabul edip uymak."İmana gel, tövbe et ki öbür dünyada mutluluğa eresin."
İnce eleyip sık dokumak: Titizlik göstermek, bir şeyi en ince ayrıntılarına kadar araştırmak, gözden geçirmek."O kadar da ince eleyip sık dokunacak bir iş değil, kaygılanma."
İn cin top oynamak: Issız, sessiz olmak, bir yerde hiçbir canlı yaratık bulunmamak."Adada in cin top oynuyordu sanki."
İncir çekirdeğini doldurmaz: Çok az veya pek önemsiz."Ne akılsız adam bunlar, kavga etmelerine sebep olan mesele incir çekirdeğini doldurmaz bile, ayırın şunları."
İnme inmek: Felç olmak, bedenin bir yeri hareketsiz ve duygusuz duruma gelmek."Adamın sağ yanına inme inmiş diyorlar."
İnsan eti yemek: Birini çekiştirmek.
İnsan evlâdı: İyi, anlayışlı, ahlâk sahibi insan."İnsan evlâdı olmasaydı, tanımadığı birine onca yardım yapar mıydı?"
İnsan hâli: Olabilir, doğaldır, hoş karşılamak gerekir.
İnsanlıktan çıkmak: 1. Çok zayıflamış, bir deri bir kemik kalmış olmak. 2. İnsanî niteliklerini yitirmek, insana yakışmayacak davranışlarda bulunmak.
İnsan sarrafı (olmak): İnsanların karakterini çabucak anlayacak duruma gelmiş (olmak)."Dedem insan sarrafıdır, onu bir görse ne biçim bir adam olduğunu hemen anlayıverir."
İpe çekmek: Asarak öldürmek.
İpe un sermek: İstenilen işi yapmamak için birtakım bahaneler, sebepler ileri sürmek, güçlük çıkarmak, engeller göstermek.
İpi koparmak: Bağlı bulunduğu yer ya da kişi ile ilişkisini kesmek, aradaki anlaşmazlığı artırmak.
İpin ucunu kaçırmak: Bir yeri yönetmede veya bir şeyi kullanmada gereken ölçüyü kaçırıp, artık duruma hâkim olamamak; çıkmaza girmek."Biraz daha dikkatli olmalıyız, yoksa ipin ucunu kaçıracağız."
İpi sapı yok: Birbirini tutmaz, yersiz, anlamsız, işsiz, yersiz yurtsuz, saçma sapan."İpi sapı yok bu sözlerin, daha inandırıcı olmalısın."
İpiyle kuyuya inilmez: Kendisine güvenilmez, ona güvenilerek bir işe girilmez."O ipiyle kuyuya inilmez adamla yola çıkmam ben."
İple çekmek: Zamanın gelmesini sabırsızlıkla beklemek, çok istemek."Yarını iple çekiyorum."
İpucu vermek: Aranılan şeyi bulmaya yarayan işareti, onu açıklamaya yarayan bilgiyi vermek."Bir ipucu vermezsen bu bilmeceyi çözemeyeceğim."
İsabet etmek: 1. Nişan alınan yere değmek, rastlamak. 2. Çıkmak. 3. Yerinde iş görmüş olmak."Böyle karar vermekte çok isabet ettiniz."
İskele vermek: Vapura binmek, vapurdan inmek için iskeleyi uzatmak.
İsmi var, cismi yok: 1. Sözü edilen bir kimse veya şeyin gerçekte var olmadığını anlatmak için kullanılır. 2. Adı olmasına karşılık görevini ve etkinliğini yerine getirmeyen, varlığı ile yokluğu arasında bir fark bulunmayan.
İster istemez: 1. Zorunlu olarak, elinde olmadan. 2. İstemesi üzerine, hiç vakit geçirmeden, istediği anda."İster istemez ben de ona bağırdım."
İstifini bozmamak: Bir olay karşısında aldırış etmemek, durum ve davranışını hiç değiştirmemek."Karşıma geçmiş avazı çıktığı kadar bağırıyordu, bense istifimi bozmadan bekledim."
İş ayağa düşmek: İş sorumsuz, yetkisiz ve beceriksizlerin elinde kalmak."Bunlar da işi iyice ayağa düşürdüler."
İş başa düşmek: Beklediği yardım gelmeyince, kendi işini kendisi yapmak zorunda kalmak."İş başa düştü desene!.."
İş çatallanmak (çatallaşmak): Bir işin sonuca oluşması konusunda türlü güçlüklerle karşılaşmak, ya da çeşitli seçeneklerle yüz yüze gelmek, sonuca nasıl ulaştırılacağı bilinemez olmak."İş gittikçe çatallaşıyor, sense aldırmıyorsun bile."
İş çığırından çıkmak: Bir iş asıl amaçtan çıkarak düzelmesi güç bir durum almak, bir bozukluk ve kargaşalık baş göstermek.
İş inada binmek: Bir işi yapmakta direnmek.
İşi düşmek: Birinin yardımına ihtiyaç duymak."Eh, onun da bize işi düşecek bir gün."
İşe koşmak: Birini bir iş yapmak üzere görevlendirmek, göndermek.
İşi ağırdan almak: Acele etmemek, bir işi yapmak için isteksiz görünmek."Söyle onlara, işi ağırdan almasınlar, müşteriler mal bekliyor."
İşi azıtmak: Yanlış ve aşırı yollara sapmak."Bu çocuk da işi iyice azıttı."
İşi Allah`a kalmak: Güç şartlar altında, beşerden hiçbir yardım umudu kalmamak."Kime baş vurduysa bir sonuç alamadı, artık işi Allah`a kalmıştı."
İşi başından aşmak: Pek çok işi olmak, iş içinde kaybolmak.
İşi bitmek: 1. Hâli, gücü kalmamak. 2. Yaptığı işi sona ermek."Git de bak, babanın işi bitmiş mi?"
İşi duman olmak: İşi ve durumu kötü olmak, berbat bir durumda bulunmak.
İşi iş olmak: İşi yolunda, iyi olmak; hâlinden memnun bulunmak."İşi iş herifin, baksana yan gelip yatıyor her gün."
İşinden olmak: Bir süredir yaptığı işi elinden gitmek, görevini yitirmek."Haydi canım, yoluna git de patronunla kavga etme; yoksa işinden olacaksın."
İşi sıkı tutmak: Gevşekliğe yol açmamak, işe gereken önemi vermek ve sağlıklı yürümesini sağlamak.
İşi tıkırında olmak: İşi çok uygun ve iyi olmak."O konuşmayacak da ben mi konuşacağım, işi tıkırında adamın."
İşi yokuşa sürmek: Yapılabilir, görülebilir işi yapmamak için güçlük çıkarmak, bahaneler ileri sürmek.
İşkembeden atmak: Uydurarak söylemek, tutarı olmayan sözler sarf etmek."Ona sakın inanmayın, işkembeden atıyor."
İş sarpa sarmak: İş, içinden çıkılması zor bir durum almak; engellerle karşılaşmak."İşler sarpa sarmadan çekip gidelim buradan."
İşten el çektirmek: Görevden uzaklaştırmak."Yolsuzluk yaptığı iddiası ile işten el çektirdiler ona."
İş yok: O şeyde yarar yok, faydası olmaz."O arabada hiç iş yok, almaya değmez."
İte kaka: Zorla, güçlükle."Adamı her sabah ite kaka işe götürüyoruz."
İtibar kazanmak: Saygınlık görmek, kendisine değer verilmek.
İt sürüsü kadar: Gereğinden fazla, oldukça çok, kalabalık."İt sürüsü kadar adam, nasıl başa çıkacağız bunlarla."
İyi etmek: 1. Hastalıktan kurtarmak, sıhhatine kavuşturmak. 2. Yerinde bir davranışta bulunmak. 3. Bir şeyi gizlice almak, kendisine mal etmek.
İyi gözle bakmamak: Birisi hakkında iyi düşünmemek, kötü niyet beslemek."Komşuları ona hiçbir zaman iyi gözle bakmadılar."
İyi gün dostu: Dostlarının sıkıntılı günlerinde onlardan kaçan kimse."Bize iyi gün dostu gerekli değil."
İyi saatte olsunlar: Cinlerden söz edilirken kullanılır.
İzinden yürümek: Birine içten bağlanarak onun başladığı işi aynı anlayışla sürdürmek, fikirlerini ve hareketlerini aynen benimsemek.
İzi silinmek: Yok olmak, ortadan kaybolmak."Çiçek hastalığının bu kasabada izi silindi hemen hemen, çünkü çocuklar aşılanıyorlar."
 

 

                                                                               www.edebiyatogretmeni.net

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Deyimler -H-

H
Ha Hoca Ali, ha Ali Hoca: Farklı gibi gösterilen iki şeyin, gerçekte hiçbir değişikliği yoktur, "ikisi de birdir" anlamında kullanılır.
Ha babam (ha): 1. Devamlı olarak, hiç durmadan. 2. Karşısındakinin çabasını, gayretini artırmak için kullanılır."Ha babam ha, az kaldı, bitireceğiz işi."
Habbeyi kubbe yapmak: Önemsiz, küçük bir şeyi büyütüp mesele çıkarmak."Söyle ona, habbeyi kubbe yapıp durmasın, ne olmuş çocuk biraz geç kalmış da!"
Haber uçurmak: Çabucak, gizlice haber göndermek."Hemen haber uçurun köye, kaymakam bu gece misafir olacakmış!"
Ha bire: Durmadan, arka arkaya, sürekli olarak, ara vermeden."Tarlada bir adam ha bire çalışıyordu."
Hacet kalmamak: Gereği olmamak, lüzumu kalmamak."Seni çağırmaya hacet kalmadı."
Hacı ağa: Özellikle büyük kentlerde gereksiz yere çok para harcayan, taşralı bilgisiz zengin."Ne bu israf! Hacı ağa mısın sen?"
Haddine mi düşmüş!: "Onun bunu yapmaya yetkisi yoktur; böyle bir işe nasıl, hangi yetenekle girişir? Bu işi yapması imkânsızdır" anlamında kullanılır."Haddine mi düşmüş ki ona söz söyleyebilsin."
Haddini bildirmek: Yetkisi dışındaki işlere karıştığı için sert bir karşılık vererek onu cezalandırmak, yola getirmek, uslandırmak, yetki sınırını bildirmek."Haddini bildirin şu serseme de bir daha onun bunun malına el uzatmasın."
Haddini bilmek: Kendi değer ve yeteneğini bilmek, üstün görmemek, kendi yapabileceği şeylerin ötesine geçmemek."Merak etme sen, o haddini bilen bir çocuktur."
Haddi zatında: Aslında."Haddi zatında sen ona hakkını vermemiştin ki!"
Hafife almak: Küçümsemek, önem vermemek,"Beni hafife alıyorlar ama yanılıyorlar."
Hak getire: "Yoktur, bulunmaz, Allah vermemiştir" anlamında kullanılır."Öyle bir diyardayız ki su ve yiyecek Hak getire."
Hak kazanmak: Davasında haklı olduğu meydan çıkmak, emeğinin karşılığını alabilecek duruma gelmek."Emekliliğe yedi yıl sonra hak kazanacağım."
Hakkı geçmek: 1. Birisinin payından bir başkası almış olmak. 2. Bir şeyde veya bir kimsede emeği bulunmak."Komşumun çok hakkı geçmiştir bana, onunla mutlaka helâlleşmeliyim."
Hakkından gelmek: 1. Güç bir işi başarı ile sonuçlandırmak. 2. Öç almak, yenmek veya cezasını vermek."Siz onu bana bırakın, hakkından gelmesini bilirim."
Hakkını helâl etmek: Geçen hakkını, emeğini bağışlamak."Annem inşallah hakkını helâl eder bana."
Hakkını vermek: 1. Bir şeyin lâyıkıyla yapılması için ne gerekiyorsa ondan kaçınmamak. 2. Birinin çalışmasını gereğince değerlendirmek, hakkı olan şeyi vermek."Çalıştırdığın kişinin hakkını vermek zorundasın."
Hakkını yemek: Birinin hakkı olan şeyi vermemek, onu kendisine maletmek."Dürüst ol, milletin hakkını yeme, yoksa boğazında kalır."
Hakk-ı sükût (sus payı): Bir konu üzerinde konuşmaması, bildiği şeyi söylememesi karşılığında bir kimseye sağlanan yarar.
Hak yolu: Cenab-ı Allah`ın insanlara kitapları ve peygamberleri ile bildirdiği, dünya hayatında tutmaları gereken yol, yaşama düzeni, doğru ve haklı yol.
Hâlden anlamak: Bir kimsenin içinde bulunduğu zor durumu kavrayarak, anlayıp sezerek hoşgörülü olmak, anlayış göstermek."Dedem hâlden anlayan birisidir, bize iyi davranacağına eminim."
Hâle yola koymak: Düzenlemek, tertiplemek, iyi işler bir duruma getirmek."Hele şu işleri bir hâle yola koyalım, o zaman tatilini de düşünürüz."
Hâli vakti yerinde: Zengin, oldukça varlıklı, para durumu iyi."Hasan efendiler mi? Hâli vakti yerinde insanlardır onlar."
Halis muhlis: Saf, katışıksız, temiz, eksiksiz, içinde yabancı madde bulunmayan."Halis muhlis bir zeytin yağı satarız biz."
Halka verir talkını kendi yutar salkımı: Kendi verdiği öğütlere kendisi uymaz.
Hallaç pamuğu gibi atmak: Bir arada, toplu bulunan şeyleri ya da kimseleri dağıtmak, parçalamak; bu yolla sağa sola, her birini bir yana atmak."Sizin takımı hallaç pamuğu gibi atacağız sahadan."
Halt etmek: Yakışıksız davranmak, uygunsuz bir söz söylemek veya kötü bir şey yapmak."Halt etmişsin, bir de utanmadan anlatıyorsun."
Ham ervah: Çiğ adam; yersiz ve yakışıksız sözleri, davranışları olan kaba kimse.
Hangi dağda kurt öldü?: Kendisinden hiç umulmayan, beklenilmeyen bir kimsenin olumlu davranışı görüldüğünde; "Nasıl oldu da böyle güzel bir iş, bir iyilik yaptı?" anlamında söylenir.
Hangi rüzgâr attı?: "Nasıl oldu da gelebildin? Hiç görünmüyordun, sen de gelir miydin?" anlamında, uzun süre bir yerde görünmeyen kimse için kullanılır.
Hangi taşı kaldırsan altından çıkar: 1. Hemen her işte parmağı vardır. 2. Her işten anlar, her işe karışır ya da her işten anladığı izlenimi verir.
Hanım evlâdı: Nazlı büyütülmüş, zora gelmeyen, çıtkırıldım kimse."Amma hanım evlâdıymışsın, çekil şuradan ben yaparım."
Hapı yutmak: Kötü bir duruma düşmek, zarar ve ziyana uğramak."Hapı yuttuk desene!"
Haram olmak: Bir şeyden gerektiği gibi yararlanamaz olmak."Senin yüzünü görmek bana haram oldu."
Haram para: Dinî bakımdan yasaklanmış yollardan elde edilen para."Haram parayla ekmek alınmaz."
Haram yemek: Dinî inançlara aykırı olarak kazanç sağlamak, haksız olarak bir şeye el atmak."İnsan ol, haram yemek insana kâr getirmez."
Harfi harfine: Tastamam, uygun, tıpatıp, gerçekte olduğu gibi."Söylediklerimi harfi harfine yerine getirdin mi?"
Har vurup harman savurmak: Hesapsızca, düşüncesizce harcamak; malını, parasını ölçüsüzce, bol bol harcayıp tüketmek.
Hasret çekmek: Özlem duymak, epeydir ayrı kaldığı yere ya da kimseye kavuşma isteği içinde olmak."Yıllardır yurdumun hasretini çekiyorum."
Hasret gitmek: Özlediği, sevdiği bir yere ya da kimseye kavuşamadan ölmek.
Hasret kalmak: Özlemini duyduğu şeye uzun zaman kavuşamamak."Hasret kaldım deresine, tepesine..."
Hastası olmak: Bir şeye çok düşkün olmak."Bizim oğlan köpek hastası, hiç kapıdan eksik etmiyor."
Haşir neşir olmak: Aralarında bulunduğu kimselerle kaynaşmak, bir arada bulunup uğraşmak; kimi işlerle ilgilenip durmak."İnsanlarla haşir neşir olmayı sevdiğim söylenemez."
Hatır belâsı: Sayılan ve sevilen kimse için katlanılan sıkıntı."İnan bu işi hatır belâsına yapıyorum."
Hatır gönül tanımamak (bilmemek): 1. İsterse en sevdiği ve saydığı olsun, gücenmesini göze alarak doğru bildiğini yapmak. 2. Kırıcı davranışlarda bulunmak.
Hatırı kalmak: Gücenmek, kırılmak."Eğlenceye onu da çağıralım ki hatırı kalmasın."
Hatırından çıkmamak: Sevdiği, saygı duyduğu birinin istediği bir şeyi yapmayı reddedememek, gönlünü kırmaktan çekinmek.
Hatırı sayılır: 1. Önemli, saygı değer, saygın (kimse). 2. Oldukça çok."Babam, hatırı sayılır bir kimsedir."
Hava almak: 1. Temiz havalı bir yere çıkarak dolaşmak, dinlenmek, ciğerlere temiz hava çekmek. 2. Eline bir şey geçmemek, umduğunu bulamamak. 3. İçine hava girmek."Haydi, kıra çıkıp da biraz hava alalım."
Hava basmak: 1. Büyüklenmek, kibirlenmek, olduğundan fazla görünmeye çalışmak. 2. Bir şeyin içine hava doldurmak."Amma da hava basıyorsun, onları korkutacağını mı sandın.?"
Havada kalmak: 1. Yüksek bir yerde durmak. 2. Sonuca bağlanamamak. 3. Bir iddia, dayanaksız olduğundan ispat edilememek."Yaptığımız bütün iş havada kaldı."
Havadan sudan konuşmak: Öylesine, gelişigüzel, rastgele konuşmak.
Hava hoş: Şu ya da bu şekilde olması arasında bir fark olmamak.
Havanda su dövmek: Bir işle boşuna uğraşmak."Senin yaptığına havanda su dövmek derler,bırak artık şu işle uğraşmayı."
Hava parası: Bir yeri tutmak, kiralamak ya da bir şeyi elde etmek için değeri dışında açıktan verilen para."Yeri bize verecekler ama bir milyon lira hava parası istiyorlar."
Havsalası almamak: Aklı kabul etmemek."Nasıl yaparsın bana bunu, hâlâ havsalam almıyor."
Hayal kırıklığı: Gerçekleşmesi istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmemesinden duyulan üzüntü, düş kırıklığı.
Hayal meyal: Belli belirsiz, açık seçik belli olmayan, bulanık (bir şekilde hatırlanan)."O olayı hayal meyal hatırlıyorum."
Hayatını kazanmak: Çalışıp elde ettiği para ile geçimini sağlamak."Ben iyi ya da kötü hayatımı kazanıyorum, sen kendi işine bak."
Hayatını yaşamak: Canının istediği gibi hayatını sürdürmek."Bana karışmaya hakkınız yok, bırakın beni, artık hayatımı yaşamak istiyorum."
Hayat memat meselesi: Sonucu çok tehlikeli olan, ölüm kokan bir durum."Artık burada kalamam, iş hayat memat meselesine döndü."
Hayat pahalılığı: Yiyecek, içecek ve giyecek gibi geçim için gerekli olan maddelerin pahalı olması."Hayat pahalılığından herkes şikâyetçi olmaya başladı."
Hayırdır inşallah!: 1. Anlatılan bir rüyayı iyiye yormak için söylenir. 2. Şaşma, heyecan ve merak uyandıran durumlar karşısında söylenir.
Hayır işlemek: Dine ve insanlığa uygun, iyi davranışlarda bulunmak."Hayır işle ki öbür dünyada kurtuluşa eresin."
Hayır kalmamak: İşe yarar, beğenilecek bir yanı ve tarafı kalmamak."Bu arabalarda hayır kalmamış, yenilerini almamız gerekecek."
Hayır sahibi: İyiliksever, yardımsever kimse."Şu yoksullara uzanacak bir hayır sahibi kalmadı mı acaba?"
Hayra yormak: Bir rüya ya da olayı iyi ve yararlı bir durumun işareti görmek.
Hazıra konmak: Hiçbir emek sarf etmeden, çaba göstermeden başkasının emeği ile ortaya çıkmış olan şeyden yararlanmak."Hazıra konarak yaşamayı kural edinmiş bu adam."
Hazır bulunmak: 1. Bir yerde kendisi bulunmak, var olmak. 2. Bir yere hemen gidecek, bir şeyi anında yapacak durumda olmak."Yarınki toplantıda sen de hazır bulunmalısın."
Hazırdan yemek: Yenisini kazanmadan elindekini harcamak."Hemen her gün bir bahane buluyor, çalışmıyor ve hazırdan yiyiyordu."
Helâl süt emmiş olmak: İyi huylu, doğru yoldan sapmayan, temiz bir kişi."İnanmıyorum onun yaptığına, o helâl süt emmiş birisidir."
Helâl olsun (Helâl ü hoş olsun): 1. Bunu sana gönül hoşluğu ile veriyorum, hiç pişman değilim, Allah bunu sana bağışladığıma şahit olsun. 2. "Aferin, takdire değer iş yapıyorsun" anlamında kullanılır.
Hele şükür!: Allah`a hamdolsun, beklediğimiz sonuç gerçekleşti.
Hem kel hem fodul: "Bu kadar kusuruna, bu yeteneksizliğine rağmen bir de övünüyor, üstünlük taslıyor" anlamında kullanılır.
Hem nalına hem mıhına (vurmak): Birbirine zıt olan iki yanı da desteklemek."Ben hem nalına hem de mıhına vuran adamlardan korkarım."
Hem suçlu hem güçlü: Gerçekte kendisi suçlu olduğu hâlde suç işlememiş gibi davranan ve karşısındakini suçlamaya çalışan kimse.
Hem ziyaret hem ticaret: Bir yeri veya kimseyi ziyarete giden kimsenin, bu görüşmeden yararlanarak başka bir işi de yapması durumunu anlatmak için kullanılır.
Her kafadan bir ses (çıkmak): Bir konu üzerinde herkesin istediği gibi, rastgele konuşması ve bu konuşmalardan bir sonuç alınamaması."Ortalık kızıştı, her kafadan bir ses çıkmaya başladı, kimin ne dediği anlaşılmaz oldu."
Her telden çalmak: Pek çok konuda bilgi sahibi olmak, içinde bulunduğu ortamın şartlarına göre her çeşit iş yapabilir olmak.
Hesaba çekmek: Bir kişiyi, bir makamı yaptığı işler üzerine açıklama ve savunma yapmaya çağırmak."Sakın oraya gitme, seni hesaba çekecekler."
Hesaba dökmek: Bir konu ile ilgili işlemlerin hesabını kâğıt üzerinde yapmak.
Hesaba katmak (almak): Bir işi yaparken ya da yürütürken bir başka şeyi de göz önünde bulundurmak."Hasan`ı da hesaba katalım, az zorluk çıkarmayacaktır bize."
Hesaba (kitaba) gelmez: 1. Beklenmedik, umulmadık. 2. Sayılmayacak kadar çok, pek fazla, sayısız.
Hesabı kesmek: Alış verişi ya da ilgiyi kesmek."Dükkân sahibi, uzun zamandır borcunu ödemeyen müşterisinin hesabını kesti."
Hesabını bilmek: Boş yere para harcamamak, tutumlu davranmak."Her ev kadını hesabını bilmek zorundadır."
Hesabını görmek: 1. Alacağını ödeyip ilişkisini kesmek. 2. Cezalandırmak, vücudunu ortadan kaldırmak ya da öldürmek."Çabuk şu adamın hesabını görün!"
Hesap açmak: 1. Hesap defterinde, bir kişiye alış veriş için alacağını borcunu kaydetmek üzere bir yer ayırmak. 2. Bankada, gereğinde çekilmek üzere yatırılan para için işlem yapmak. 3. Birine kredi açmak, birine borçlanma imkânı tanımak.
Hesap etmek: 1. Kazançla gideri karşılaştırıp bir sonuca ulaşmak. 2. Düşünmek, tasarlamak, ayrıntıları gözden geçirip ihtimalleri değerlendirmek."Hesap etmeden sakın işe girişmeyin!"
Hesap görmek: Taraflarca alacakla vereceği karşılaştırıp ödeşmek."Çok uzadı, hesap görmek için ne zaman bir araya geleceğiz?"
Hesap kitap: Düşünüp taşındıktan sonra, hesap sonunda."Hesap kitap, baktım işler kötüye gidiyor; hemen sizi çağırdım."
Hesapsız kitapsız: 1. Sorumsuz, ölçüsüz, tutumsuz. 2. Deftere geçirilmeden, herhangi bir belgeye dayanmadan."Ne hesapsız kitapsız işlerin içine girmişiz de haberimiz yokmuş."
Hesap sormak: Bir kimseyi kanunsuz, kural dışı, ahlâka aykırı, usulsüz davranış ve sözlerinden ötürü sorgulamak, o kişiden savunma istemek."Size hesap sormak için mutlaka geri döneceğim."
Hesaptan düşmek: Borçtan, alacaktan, hesaptan çıkarıp yok saymak."Elli bin lirayı hesaptan düşmeyi unutmadın inşallah."
Hesap tutmak: Alış verişle ilgili alacağı ve vereceği bir kâğıda ya da deftere yazmak.
Hesap vermek: 1. Herhangi bir davranışının ya da sözünün sebebini açıklamak 2. Bir işin sorumluluğunu üstlenmek."Rahat olun, bu konuda hesap vermek bana düşer."
Hevesi kursağında kalmak: Çok istediği, imrendiği, kavuşmak dilediği şeyi elde edememek."Pikniğe gitmek istiyorduk, yağmur yağınca hevesimiz kursağımızda kaldı."
Hevesini almak: İmrendiği, çok istediği şeye kavuşup ona doymak.
Heyheyleri tutmak (üstünde): Çok kızıp sinirlenmek.
Hık mık etmek: Bir işi yapmamak için bahaneler ileri sürmeye çalışmak, bir soruyu cevaplandırırken net şeyler söylememek."Hık mık edip durma, bu işi eninde sonunda yapacaksın!"
Hık demiş burnundan düşmüş: "Her durumuyla ona çok benziyor" anlamında kullanılır.
Hır çıkarmak: Kavga, gürültü, patırtı ve olaya sebep olmak."Orada hır çıkarmaya kalkışmayacaksın değil mi?"
Hızır gibi yetişmek: Dara düştüğü, çok sıkıştığı, çaresiz kaldığı bir zaman da, beklemediği bir kişi yardımına yetişmek.
Hiçe saymak: Hiç önem ve değer vermemek.
Hiç yoktan: Sebepsiz, ortada hiçbir neden yokken."Hiç yoktan adamı dövemezsiniz ya!"
Hizaya gelmek: 1. Düz çizgi durumunda dizilmek. 2. Aykırı, yanlış davranışlardan vazgeçmek; doğru yola gelmek, düzelmek.
Hodri meydan: "Kendine güvenen ortaya çıksın" anlamında kullanılır.
Hop oturup hop kalkmak: Ya heyecanından ya da öfkesinden yerinde duramaz olmak.
Hora tepmek: 1. Ayaklarını yere vurarak oynamak. 2. Gürültü çıkarmak."Yandaki sınıfta hora tepiyor, ortalığı birbirine katıyorduk ki..."
Hor görmek (veya bakmak): Önem vermemek, değersiz saymak, adam yerine koymamak, küçümsemek."Beni, yoksul diye hep hor gördüler."
Hor kullanmak: Özen göstermeden, kabaca, dikkat etmeyerek, hırpalayarak kullanmak."Çok hor kullanmışsınız bu dolabı."
Hoş beş etmek: Şundan bundan konuşarak sohbet etmek."O iki ihtiyar kadın hoş beş etmek için yaratılmışlar sanki."
Hurdası çıkmak: İşe yaramayacak, kullanılamayacak hâle gelmek.
Huyuna suyuna gitmek: İsteklerine, alışkanlıklarına, yapısına göre onu kızdırıp ürkütmeyecek davranışlarda bulunmak.
Huyunu suyunu almak: Onun özelliklerini, davranışlarını ve karakterini yapısına geçirmek.
Huzur vermek: Gönül rahatlığı, iç dirliği vermek; dinlendirmek.
Huzurunu kaçırmak: Huzurunu bozmak, tedirgin ve rahatsız etmek.
Hüküm giymek: Mahkemece ya da birileri tarafından kendisine ceza verilmek.
Hüküm sürmek: 1. İş başında olmak. 2. Yaygın olmak. 3. Bir şeyin güçlü varlığı sürüp gitmek."Beşinci Kral beş yıl hüküm sürdü."
Hükümet kapısı: Devlet dairesi."Hükümet kapıları halka açık kılınmalıdır."
Hür düşünüş: İstediğini, düşündüğünü baskı altında kalmadan söyleme.
Hüsn-ü kuruntu: İhtimalî bulunmadığı hâlde güzel bir şeyin olacağını sanma, hayal etme, buna kendini inandırma.
Hüd dağı gibi şişmek: Bir hastalık sebebi ile bir tarafı, özellikle de karın tarafı şişmek.
 

                                                                                               www.edebiyatogretmeni.net

Yorum (yok) Yorum yaz!